On Dokuzluk Çıtır Aldığı Kadar Aldı Alamadığını Zar Zor Saldı

Yaş Sınırı!
Sitedeki videoları izleyebilmeniz için +18 yaşından büyük olduğunuzu doğrulamalısınız.
*

On Dokuzluk Çıtır Aldığı Kadar Aldı Alamadığını Zar Zor Saldı; Hastanenin acil servisi her zamanki gibi mahşer yeri gibiydi. Şifa arayan hastalar, telaşlı hasta yakınları, sedye sesleri… Ben, 27 yaşında çocuk cerrahisi asistanı Kerem, o gün nöbetin yorucu saatlerinde hastane koridorunda yürüyordum. Tam o sırada elindeki ilaç tepsisiyle aceleyle köşeyi dönen biriyle çarpıştım. İlaç kutuları yere saçıldı.

Eğilip kutuları toplamaya başladığımda, karşımdaki genç kızın masum ama mahcup yüzüyle karşılaştım.

+”Çok özür dilerim, dikkat etmedim,” dedi hafif titreyen bir sesle.

-“Önemli değil, ben de dalgındım,” dedim gülümseyerek. Görev kartına gözüm kaydı: Melis, 19 yaşında, acil servis stajyer hemşiresi.

Gözlerindeki o pırıl pırıl, hayat dolu bakış içimdeki bir şeyleri yerinden oynatmıştı. O gün başlayan o küçük tebessüm, günler geçtikçe kahve molalarında paylaşılan dertleşmelere, ardından da hastane dışındaki uzun yürüyüşlere dönüştü.

Aradaki sekiz yaş ve farklı unvanlarımız ilk başta dışarıdan bakanlar için bir soru işareti gibi durabilirdi; ama aramızdaki bağ her geçen gün daha da güçlendi. Ben ameliyathanenin o boğucu stresini Melis’in neşeli kahkahalarıyla atlatıyordum. O ise mesleğe ilk adım attığı bu zorlu günlerde benim tecrübeme ve sevgime sığınıyordu.

Bir akşam, nöbet çıkışı hastanenin teras katında şehir ışıklarını izlerken Melis sessizliği bozdu:

+”Kerem, bazen korkuyorum. Herkes çok büyük ve tecrübeli, ben ise henüz her şeyi yeni öğrenen bir kız gibiyim.”

Elimi onun ellerinin üzerine koydum. Gözlerinin derinliklerine bakarak:

-“Sen bu hastanenin başına gelebilecek en güzel ve en saf şeysin, Melis. Yaşın ya da unvanın ne olursa olsun, kalbinin temizliği ve mesleğine olan tutkun her şeyden daha değerli. Ben hep buradayım, korkma,” dedim.

O an, aramızdaki yaş farkının sadece bir sayıdan ibaret olduğunu, ruhlarımızın aynı frekansta attığını çok daha derinden hissettim.

Aylar geçti. Melis stajını başarıyla tamamlayıp kadrolu hemşire olarak aynı hastanede kalmaya başladı. Artık sadece iki meslektaş değil, hayatı omuz omuza göğüsleyen iki hayat arkadaşıydık.

Bugün hastanenin o ilk karşılaştığımız köşesinden geçerken durup gülümsüyorum. Hayat bazen en güzel hikayelerini, hiç beklemediğiniz anlarda, en yorgun olduğunuz yerlerde yazıyor. Biz beyaz önlüklerimizin altında, kalplerimizi birbirimize adayarak en güzel reçeteyi yazdık: Aşk.

Melis’in yoğun geçen bir haftanın ardından nihayet izinli olduğu o cumartesi akşamı, onu ilk kez evime davet etmiştim. Sabahtan beri mutfakta koşturuyor, her şeyin kusursuz olması için çabalıyordum. Asistan doktorun hastanedeki pratikliği mutfakta pek geçerli olmasa da, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştım.

Kapı zili çalınca kalbim heyecanla hızlandı. Kapıyı açtığımda karşımda duran Melis, hastane üniformasının o ciddi havasından sıyrılmış; sade, şık kıyafeti ve rüzgardan hafifçe dağılmış saçlarıyla adeta nefesimi kesmişti. Elinde küçük bir saksı menekşeyle içeri girdi.

“Boş elle gelmeyeyim dedim, evine biraz yeşillik getirdim,” dedi utangaç bir gülümsemeyle.

“Ellerin yeter ama bu çiçek evime çok yakışacak, tıpkı senin gibi,” deyip çiçeği aldım ve içeri buyur ettim.

Yemek masasında özenle hazırladığım tabaklar duruyordu. Ben ana yemekleri servis ederken, Melis mutfaktaki halime bakıp gülmekten kendini alamıyordu.

“Doktor bey, ameliyathanede elleriniz hiç titremez eminim ama salatanın sosunu dökerken biraz heyecanlı gibisiniz,” dedi neşeyle gözlerinin içi gülerek.

“Söz konusu sensin, kusursuz olmak istiyorum ondan,” diye takıldım ona.

Yemek boyunca hastanenin o boğucu atmosferinden uzak, ikimizin dünyasına ait konuları konuştuk. Hayallerimizden, gelecekteki uzanan yollardan bahsettik. Aradaki yaş farkı ya da unvanlar o masada tamamen silinip gitmişti; geriye sadece birbirine bakan iki aşık kalmıştı.

Yemekten sonra kahvelerimizi alıp balkona çıktık. Sonbahar serinliği havayı hafifçe üşütse de Melis’in yanımda olması içimi ısıtmaya yetiyordu. Şehrin uzaklardaki ışıkları süzülürken Melis sessizce omzuma yaslandı.

“Kerem…” dedi fısıltıyla. “Burası… Senin evin, senin yanın… Kendimi o kadar ait hissediyorum ki.”

Saçlarını okşarken içimdeki tarifsiz huzurla gülümsedim. O an anladım ki, hayatımın en doğru kararı o acil servis koridorunda o kutuları düşürmesine izin vermekmiş.

Yorumlar (0)
Yorum ekle